4 Eylül 2014 Perşembe

URLA....


Bu yaz Kutluay ikinci kez babasıyla bensiz tatil yaptı.Geçen sene sadece bir haftalık bir ayrılıktan sonra beni özlediğini dile getirmiş ve Ankara'ya dönüş için gün sayımına geçmişti.Ancak bu yıl x3 olmak üzere tam üç haftayı babasıyla Urla'da geçirdi ve hatta az bile geldi. Bu durumun bende buruk bir sevinç yarattığını itiraf etmeliyim.  Çünkü yaz tatillerinde Ankara da dört duvar arasında kalmasındansa..babasıyla Urla'da geçirmesini tercih ederim. Bunu her yıl için rutine bağlayabiliriz.Sorun yok:)
Şimdi bu tercihinin ben de yarattığı buruk sevinç ise başka bir konu:)Orda çok mutlu olduğu çok açık. Bu beni fazlasıyla mutlu ediyor..önemli olan da bu değilmi?ee neden buruk bir sevinç yaşıyorum o zaman. Bunu açıklayabilecek biri var mı?;)

Gelelim Kutluay'ın Urla'.da bana yapmış olduğu resim..Resim de biz varız. Resmin yorumunu yapmıyorum ve size bırakıyorum ancak yukarıda yazdığım soruya cevap mıdır bu onu da bilmiyorum...lakin bu yaştaki çocukların babalarına oldukça düşkün oldukları bir dönemde olduğumuzu düşünüyor ve bu konuya noktayı koyuyorum:)


Şimdi sıra Tuğcu Ailesi'nin cazibe merkezi Urla/Limantepe de :) Burası eşimin 17 yıldır bir fiil çalıştığı kazı kamp alanıdır.Ekolojik çiftlik tadında sıcak ortamı, etrafta gezinen ördekleri, her köşesinde keyif yapan kedileriyle, her renkten tavşanlarıyla, sabah kahvaltısına taze yumurta yetiştiren tavukları, sabah akşam demeden öten horoz sesiyle Kutluay'ın da gönlünü feth etmiştir. Döndükten sonra anlata anlata bitiremediği önemli mevzuların yaşandığı güzel bir yer ki bize herzaman kapılarını açan Sayın Hayat Hoca nın eseri, harika bir kazı kamp alanıdır.

Dolayısıyla Kutluay burda özgürlüğünün doruğunu yaşamanın yanısıra güzel insanlarla birarada olmanın tadına varıyor. Şimdiden arkeolojiye ait terminolojiyi de çaktırmadan öğreniyor:) Açma, seramik, restorasyon gibi...

 Ayrıca bir rivayete göre ki ben öyle diyorum ama devam eden sualtı kazısı 9.plan kare alanı 4,75 m lik derinliğe sadece palet ve gözlükle inmiş olduğunu söylemem lazım. Ortamı anlatmasını istediğimizde ise; ortamın çok sessiz olduğunu ve zeminde 9 sayısını ve ipleri gördüğünü söyledi.

 Kucağındaki en sevdiği kedisi pamuk ve yavru kedileri...Köpekleri Lucy, Kirli, Poyraz ile zaman geçirmek harika.....

Su kuşumuz.....

Kuzenlerle tatil sonrası küçük bir mola verdik ve babamızı İzmir/Urla da ziyaret ettik. Özlem giderdik...

2 Eylül 2014 Salı

KARA GÖZLÜM, UMUDUM, KOCA YÜREKLİ KÜÇÜK ADAMIM….


Bu sabah uyandık ve hayatımıza girişini kutladık, sarıldık sana…duygusal oğlum, sen yüzünü kapattın, etkilendiğini dile getirdin…
Kutluay’ım kara gözüm, paşam, herşeyim, hayatımın gülen yüzü, şevkatim..Öyle bir zamanda geldin ki, bana hayat oldun, umut oldun. Gözlerinin içi gülen oğlum, 
SENİ ÇOOOOOOK ÇOOOOK SEVİYORUZ.
Hayatımızın neşesi, anlamı, canımın içi OĞLUM İYİ Kİ DOĞDUN...İYİ Kİ VARSIN..

Balım, yolun hep açık, şansın ve umudun bol olsun….


Bil ki sen hayatımızın şansısın, sen büyüdün biz büyüdük ve bu yolda hiç zorlanmadık.. çünkü sen hep bizden daha büyük gibi davrandın bizi zorlamadın..Teşekkür ederiz.

26 Ağustos 2014 Salı

BAŞLASIN KUZENLERLE TATİL……

Geçen sene ilk defa Alanya da yaptığımız, iki kız kardeş ve dört çocuk “aile tatili”nin ikincisini bu sene İzmir/Özdere de geçirmek üzere yola çıktık. Kutluay babasıyla İzmir/Urla da olması sebebiyle bize İzmir de katıldı ve yolumuza devam ettik. Kutluay ın babasıyla yaptığı kazı tatili de başka bir post konusu..:) İzmir e vardığımızda Tur şirketi bizi servis ile aldı ve tatil başladı. 


Büyük bir aile olarak tatil herzaman daha eğlenceli, renkli ve bir o kadar da hareketli geçer...iki dakika bile durmadan hızlı tempo bir haftayı geçirdik..
Kah kaydırakta, kah sahilde, golf, hamak keyfini çıkarmakla meşgulken tatilimiz hızlıca geçiverdi.Doyamadık yani..:)
 Hamak keyfi başka bir güzel dimi.....
                                               Havuza atlamadan zıplamadan keyfi çıkar mı.......

Suyun üstünde durabilirmiyim acaba.....

Bütün hayvanlara karşı özel bir şevkati var oğlumun.....hiç korkmadan kendisine uzatılan papağanı geri çevirmeden kolunu uzattı...ben korkar diye düşündüm ama yanılmışım......

Güzel bir gülücük ile herkese keyifli tatiller dileriz...

BAYRAM VE TATİL BİRARADA….

Yine her sene  geleneksel olarak yaptığımız gibi bu ramazan bayramını da geçirmek üzere baba evi Mersin e doğru yola çıktık. Bu seyahate dayımız da İstanbul dan gelerek bize eşlik etti. Arefe günü anneannemizi ziyaret ettik. Mekanı cennet olsun canım annem.

Bayram sabahı dedesinin, dayısının, babasının ellerini öperek bayram harçlıklarını topladı. Akşam kendi emeği ile topladığı bu harçlıklarla langırt oynamanın zevkine vardı. Buarada görülmeye değer mücadele esnasında seyirci tezahüratları bile vardı. Kısaca  langırt oynamayı seviyoruz.

Buyuyorum Egleniyorum Ogreniyorum

Plajda aile selfisi.....

Bayramın ikinci günü teyze ve kuzenlerin gelişiyle evimiz şenlendi. Sahilde kumda oynayıp eğlendiler. Bu sene ilk defa denize kolluksuz girmenin tadına vardık. Korkusuzca suya  dalıp, suyun üzerinde ve altında marifetlerini sergiledi. Kısaca kışın Ankara Üniversitesi’nin havuzuna gitmekle iyi bir karar vermişiz ki bu sürekliliği sağlayan oğlumun ta kendisi. Su da olmayı seviyor ve havuza gitme isteği kış boyunca hiç bitmedi….. kesin konuşmak mümkün değil ama şimdilik önümüzde ki sene de yüzme kursumuza devam etmeyi planlıyoruz.



Her Mersin ziyareti öncesinde, Silifke taraflarını cennet cehennem, kanlı divane gibi turistik yerlere gidelim diye niyet ediyoruz ancak her seferinde de sahil ve denizi bırakmak mümkün olmuyor. Küçük bir kaçamak yaptık ve Mersin merkeze gittik.Büyüdüğüm semt olan pozcu da meşhur Dondurmacı Halil de dondurmamızı mideye indirdik. Yerken kendimizden mi geçiyoruz ne…J


2 numero kuzen Zehra ki kendisi Kutluay ile en çok vakit geçiren kuzendir. En küçük kuzen ile yaşlarının birbirine yakın olması arada kıskançlık gibi durumlara mahal vermektedir. Bu sebeple daha az bir zaman dilimini birarada geçirmeleri sükûnetin sağlanmasında önem kazanmaktadır. Neyse laf nerelere kaydıJdemem o ki…Zehra kuzusu sabırla kuzeninin ismini taşları kullanarak özenle kuma yazdı ve poz verdi.
 

 Kuzenler ve teyzemiz bayram bitmeden Mersin den ayrıldılar. En büyük kuzen Zeynep bizimle tatil sonuna kadar Mersin de kaldı.

Bu sene Mersin ziyaretimiz ancak bir hafta oldu..seneye bayramda görüşmek üzere…..


Dediğim gibi hayatımın gülen yüzünden güzel bir gülüş yakalamışken bloğa koymadan olmaz dedim..hayatınız hep gülücüklerle dolu olsun...:)






4 Nisan 2013 Perşembe

Araştırmacı Çocuk Merkezi

Uzun zamandan sonra...

Günler almış başını gitmiş...zaman su olup akmış. İş güç koşturmaca derken hayatımızın gülen yüzüne kalacak anılarımızın kayıtlarını ihmal etmişim.Çok üzgünüm.Kendime sürekli yaz diye baskı kurmuş olsam da, her defasında bir bahane ile ötelemiş olduğum, ayıramadığım zaman için üzgünüm oğlum.
Kayda değer bir sürü şey yaşadık...nasıl özetlenir ki bu uzun zaman. Kutluay bebeklikten bıdı bıdı konuşan çocukluğa adım attı. Bir sürü ilkler yaşadık.Kaleme alınması gerekli onca diyalog..Artık silkelenip kendime "tamam yeter bu kadar tembellik" demenin zamanı geldi.
Isınma turlarını aşağıda ilgimi çeken sayfa ile yapmak istiyorum.Sayfada yeralan duyuruyu olduğu gibi iletiyorum. Biz yaş olarak henüz o kadar büyümedik ama ilgilenenler için;

İlgili Web Sayfası: http://www.arastirmacicocukmerkezi.org/calendar/view/all/3.


"Hareketli Misketler" Atölyesi
6 ve 7 Nisan 2013 tarihlerinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kampüsü, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği sınıflarında 10-12 yaş grubu çocuklarıyla birlikte "Hareketli Misketler" atölye çalışmasını gerçekleştireceğiz. Bu eğlenceli çalışmaya tüm çocukları davet ediyoruz.
İki ayrı günde tekrar edecek olan atölyemiz saat 10.00 başlayıp 15.30'da bitecektir. Son kayıt tarihi 4 Nisan 2013 Perşembe günü, saat 18.00’e kadardır. Katılımcı çocuk sayısı sınırlıdır.
Bir günlük atölyenin katılım ücreti 75 TL'dir. Programa öğlen yemeği dahildir. Ulaşım veliler tarafından sağlanacaktır.
Lütfen kayıt formunda katılmak istediğiniz günü belirtiniz.
Son kayıt tarihi: 4 Nisan saat 18:00
Atölye katılım ücreti 75 TL'dir.
Katılım ücretine öğlen yemekleri dahildir.
Ulaşım veliler tarafindan sağlanacaktır.
Katılımcı çocuk sayısı sınırlıdır.
Yatırılan ücretin dekontunu iletisim@acmtr.org adresine gönderebilir ya da 0312 219 0321 numarasına fakslayabilirsiniz.
Hesap bilgileri:
Araştırmacı Çocuk Merkezi
ING Bank / Armada Şubesi
TL Hesabı
Şube kodu/Hesap No 318-8460775
IBAN No: TR31 0009 9008 4607 7500 1000 01

6 Ocak 2012 Cuma

HOŞGELDİN 2012,

Yeni bir yıl, gıcır gıcır…yeni bir başlangıç olsun. Kafamda daha birsürü dilek dolaşıyor, dökebilecek miyim buralara bilemiyorum. Ama şunu biliyorum ki yapmak isteyipte birtürlü yapamadığım şeyler için arkamda beni dürten tatlı bir arkadaşım var….yok yok dostum var ve de dostlarım var….2011’i bu yüzden çok sevdim, Kutluay’ın çokça arkadaşı benim hayatımda da onların çılgınanneleri var, seviyorum sizi ve bu yüzden de 2011.
Her yeni yıl aynı zamanda hüzünlendiriyor beni…geçmişimden sanki hep daha uzaklaşıyormuşum gibi geliyor. Annemi babamı düşünüyorum….böyle zamanlarda daha çok özlüyorum onları …artık biz anne baba olduk, geçti onların dizinin dibinde oturduğumuz günler….

Neyse yazmaya başladığımda hüzünlü şeylerden bahsetmek niyetinde değil idim, o yüzden hemen kapatıyorum ve konuyu neşeli hatıralar bırakmak adına değiştiriyorum.

En sevdiğim aylar..kasım, aralık soğuk ama sıcacık….hediyeler, noel baba, çam ağacı, mumlar, kırmızı rengin doruğunu yaşadığı aylar….
Bu yıl bizimde katılabileceğimiz bir yılbaşı partimiz oldu…. geleneksel çocuk işi parti evinde yavrular ile çılgın ve bir o kadar şık anneleri ile birlikteydik. Hediyelerimizi verdik, aldık, oynadık, eğlendik, yılbaşı pastasını kestik, sevgili Başak’ımızın hazırladığı slaytshowu izledik….Hoş bir akşamı yemek ile bitirmek yerine…hediye faslı sırasında birtakım nedenlerle arızaya geçen Kutluay ile birlikte erkenden evimizin yolunu tutarak bitirdik. Arabada ilk 10 dakika içerisinde uykuya geçti kuzum. Yani isabet karar vermişim.

Buarada aldığım hediyeden bahsetmeden geçemeyeceğim…..Banucuğum, Miracığım ellerinize sağlık…onlardan birsürü hediye aldım ama en güzeli…bakın ve görün….Odayı mis gibi bir koku sarıyor. Ne güzel bir fikir bu. Sizde bilin istedim. Orjinal fikirlerin kadını Banucuğum, Miracığım mandalina konseptli hediyeleriniz için çoooookkkk teşekkür ediyoruz.


Ya yılbaşı gecesi…. Biz üç yıldır yılbaşı gecelerini beraber geçirdiğimiz (geçen yıl hariç), arkadaşlarımızla beraberdik. Güzel bir gece geçirdik. Bu sene Muharrem, eşi ve kuzuları Rüzgar'ın evinde geçirdik. Muharrem(İrfan'ın mesai arkadaşı) ve eşi İlkay ile kuzuları Rüzgar, Kadir (İrfan’ın üniversiteden sınıf arkadaşı) ve eşi Canan (İrfan’ın üniversiteden sınıf arkadaşı) ile kuzuları Işık ile keyifli bir gece geçirdik. Seneye şüphe ile bakan üç aileyiz. Yollarımız gelecek senede kesişecek mi, yılbaşı gecesi diye sorduk birbirimize….:)Muharrem Urfa, Kadir Diyarbakır ve biz Adana yolcusu olabiliriz belkide.


Işık ve Kutluay kırkyıllık kankalar sanki, Rüzgar daha küçük, bizim oyunumuzu bozuyor diye dışladılar. Kutluay ve Işık ilk karşılaşmalarını hatırlıyorum da….


Kutluay’ın Işık Abisi ve diğer tüm Çılgınannelerimizin kuzuları, umarım hep böyle bir arada büyürsünüz…


Yüzünüzde gülücüklerin eksik olmadığı, dileklerinizin gerçekleştiği güzel bir yıl olsun...

9 Aralık 2010 Perşembe

ADIM ADIM BÜYÜYORUM!

Güzel bir adım için, haberi aldığım kaynağından olduğu gibi iletiyorum.
Alman organik bebek maması HIPP, 1-4 yaş arası çocuklar için renkli bir çalışma başlatıyor.Bünyesinde zihinsel engelli çocukları barındıran Özel Eğitime Muhtaç Çocuklara Yardı Derneği' ne (ERAM) destek amaçlı hayata geçirilen proje, " Adım Adım Büyüyorum" ismiyle yola çıkıyor.1-4 yaş arasındaki çocukların parmak boyalarıyla yapacağı resim çalışmalarını kapsayacak ve altı ay devam edecek.Altı ay sonunda çocukların yaptıkları çalışmalarda nasıl bir gelişim olduğuda gözlemlenmiş olacak.Projeye katılmak için yukarıdaki adresteki katılım formunu doldurmak yeterli, formu dolduran annelerin adreslerine proje için gerekli parmak boyalarının ve altı adet özel resim kağıdının iletilmesiyle ilk adım başlıyor.Bundan sonra çocukların doyamayacağı eğlenceli bir süreç başlıyor.Gelen kağıtlara projenin parmak boyalarıyla önce çocukların ayak izleri alınıyor, kağıdın geri kalanıda çocuğun uçsuz bucaksız hayal dünyasına bırakılıyor.Altıncı ayın bitiminde çalışmalar, mayıs ayında gerçekleştirilecek sergide ERAM çocukları yararına satışa sunulmak üzere HİPP' te toplanıyor.Proje sonunda , minicik adımlarıyla projeye dahil olan çocuklar, hem zihinsel engelli çocukların hayata bir adım daha atmasını sağlamış, hemde yarattıkları bir çalışmanın sergilenmesiyle unutulmayacak bir hatırayı yaşamlarına eklemiş oluyorlar...
Haydi anneler hep beraber katılalım ve yorumlarımızıda paylaşalım...ve hatta her ay yaptığımız çalışmaları fotoğraflarıyla birlikte paylaşalım....
o zaman bir tık buraya http://www.hipp.com.tr/

8 Kasım 2010 Pazartesi

Ankara 2. Montessori Semineri

Arkadaşlar,

Ankara'daki 2. Montessori Seminer tarihi 27 Kasım Cumartesi olarak belirlenmiştir. Seminere katılmak isteyen arkadaşlar 21 Kasım pazar gününe kadar bana veya Çiğdem'i tanıyanlar Çiğdeme bildirirse, seminer tutarı hesabı yapılabilir.
Ayrıca ilk seminere katılamamış arkadaşların da bu seminere rahatça katılabileceklerini belirtmiş Hilal Hn. Ara ara Montessori felsefesi üzerine küçük hatırlatmalar ve bazı hususlarda da tekrarlar olacakmış, bilginize sunarım.

Çiğdem'in gönderdiği şekliyle aşağıda program detayları yer almaktadır.
2. Ankara Montessori Semineri

Konu: Günlük Hayat ve Duyular

Tarih: 27 Kasım 2010 Cumartesi

Saat: 10.15 - 16.30 (17.00'ye uzayabilir)

Yer: Binbir Çiçek Çocuklar Evi http://www.binbircicekyuva.com/iletisim/page.html

Program:
10.00 - 10.15 Yeni gelenlere merhaba deme, tanışanlara da hasret giderme fırsatı.
10.15 - 12.00 Sunum
12.00 - 12.30 Öğle arası
12.30 - 14.00 Sunuma devam
14.00 - 14.30 Çay, kahve molası
14.30 - 16.30 Son bölüm (katılımcılar doygun, Hilal yorgun)

Seminerde görüşmek dileğiyle.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Kutluay Büyüyor

Geçen hafta sonlarından birinde:)(Gecikmeli yazdığım için)Kutluay’ın saçını 3. kez kestirdik. Şimdiye kadar çok sefer sadece kısaltma amaçlı bir iki makas darbesi ile hallediyorduk olayı. Ancak artık toplum içine giriyoruz ne de olsa, büyüdük vs derken düzgün bir berber arayışını hafiften beynimize yazdık, tam o sırada Evren imdadımıza yetişti ki süper oldu hakikaten. Karyağdı sokakta tavsiye ettiği berber ki gerçekten de işini iyi yaptığını söyleyebilirim.



Sihir kesen de mi yoksa oğlumuz büyüyor mu ki ikinci seçenek daha doğru galiba. Tamamen zun saçtan sıkılmış bir büyük adam edası ile koltuğa oturdu. Berberimiz ki (ismini hatırlayamadım) oyalama etaplarına geçmeye kalkıp oyuncak seçeneklerini sunmasına rağmen Kutluay, seçenekler bir başkasına sunulmuş gibi hiç ilgilenmedi, aynadan dikkatli saç kesimini izledi.
ÖNCE SONRA





lkışları arkadan alalım dedim ama ben de bu duruma şaşırdım diyebilirim. Gerçi nankör anne işte:) dediğim gibi bu üçüncü deneyimimiz ve ilk ikisinde de bir arıza çıkarmamıştı.

Anladım ki oğlum büyüyor, saçı kesilince daha bir büyümüş geldi gözüme.
Buarada o lüle saçlar gitti yerine dalgalı saçımız oldu.

12 Ekim 2010 Salı

Civciv mi yumurtadan, yumurta mı civcivden....

Şu sıralar bir tavukçuluk dosyası hazırladığım için kısa notlar tuttum. Çoğumuzun aslında bir ucundan birşeyler bildiği konu ne de olsa. Yazıya dökeyim artık bu tembelliğe son vermek adına yumurtadan konuya girmek de tuhaf oldu ama....

Bayat yumurtaların hava boşluğu büyümüş ve içi bozulmuştur. Yumurta sallandığı zaman ses çıkarır. Ucuz olması nedeniyle tercih edilen çatlak veya kırık yumurtalar, bakteriler için çok uygun bir ortam oluşturduğundan kesinlikle kullanılmamalıdır.
Taze yumurta ışığa doğru tutulup bakıldığında saydam görünür, bayat yumurtada ise saydam görüntüyle karşılaşılamaz. Taze yumurta kırıldığı zaman yumurta akı saydamdır, sarısı dağılmamış esnek ve kubbelidir.
Bir kabın içine tuzlu su doldurup yumurtayı suya bırakın. Yumurta kabın dibinde yatay halde duruyorsa taze demektir. Eğer yumurta kabın içinde dik duruyorsa orta tazeliktedir. Ancak suyun üzerinde yüzen yumurtayı doğrudan çöpe atın.
Yumurtanın Saklanması
Yumurtaları buzdolabının yumurta rafına dizin ya da kendi kartonunda saklayın. Farklı bir kaba aldığınız takdirde, yumurta kabuğundaki bakteriler ve diğer mikroplar kaba bulaşarak hastalığa neden olabilir. Yumurtaların, buzdolabındaki diğer besinlerle temas etmemesine dikkat edin.(Kaynak: tae.gov.tr)

2 Eylül 2010 Perşembe

Kutluay bugün 2 yaşında artık



Tam iki yıl oldu, dolu dolu iki yıl. Her günü seninle geçen, paylaştıklarımız, mutluluğumuz, sıkıntımız, ilklerimiz ile hep birlikte kısacık ama yaşanılanları ile kocaman bir iki yıl.

Tam iki yıl önce, artık 38. haftasında olan bebeğimin doğumu için gün belirlemek üzere Cuma gününe randevulaştık doktorumuzla. Ama salı sabahı 10 sularında sessizce geleceğini bize haber verdi. Bu kadar zaman içimde alışmıştım ona, sabah kıpırtıları ile uyanacağımı düşünürken….. Mutlu, korku ve heyecan ile yine bir doktor kontrolüne gider gibi hastanemize gittik. Doktorum arkadan geldi ve 12.30 sularında Kutluay artık hayatımızdaydı. Babası korkmuş, çekinmiş ilk önce hemşireden Kutluay’ı kucağına almayı.
Sen geldin…hayatımızın gülen yüzü oldun. Öyle anlamlı ama bir o kadar da zor ki ifadesi Anne olmanın. Olmadan anlamıyor insan. Kelimeler kifayetsiz kalıyor duyulan sevginin ifadesinde. Onlar için çarpıyor yüreği, gözünde göreceği bir gülücük için dünyaları almak istiyor insan. Seni o kadar çok seviyorum ki bebeğim, gözünden bir damla yaş aksa içime akıyor, öyle acıtıyor ki…Varlığın bana can verdi, bir canım gitti ama bir canım geldi, senle parçalarımı toparlıyorum.

Sen gözbebeğimizsin, cennet kokulum, iyi ki beni annen seçtin, iyi ki hayatımıza girdin, huzurun, mutluluğun daim olsun, sağlıkla nice yıllar diliyorum.

17 Haziran 2010 Perşembe

Uzun zaman oldu...

Nekadar uzun zaman oldu. Yazacaklar birikti. Ama elini süremedin mi olmuyor işte. Geçen gün arkadaşım Burcu:) gelip kulağımı bükünce, hatta sevgili Esra şifreliye geçip geçmediğimi sorunca artık yazmak farz oldu. Yaz geliyor kafamda yüzbin tilki dolanıyor. İş ile ev arasında mekik dokurken, yaz dönemin için Kutluay’a bakıcı, bana arkadaş olacak yeni şahsiyet için hummalı bir tarama devam ediyor. Şu sıralar gündemimizde bunlar var. Kesinleşmesi temmuz ayınının başını bulacak, yeni bir süreç, alışma umarım iyi olur umuduyla, bekleyip göreceğiz diyoruz.
ooo marttan beri yazmamışım. Buralarda görünmediğimiz zamanlarda ne yaptık; Mart ayında baba Adıyaman’a kaçınca bizde soluğu İstanbul’da aldık. Abla, abi ortamlarında bol kuzenli zamanlar geçirdik. Yolda orda burada neler oldu neler. Taaaa o zamanlara geri dönelim bizim kuş ilk defa otobüs yolculuğu yaptı. Yolda Kutişi oyalamak için bol bol kitap aldım yanıma. Bir ona baktık bir buna, ağaçları saydık, evleri konuştuk. Ha bir de gece ilk defa ay dedeyi tanıdık. Şimdi arada sırada akşamları yukarılara bakıyoruz, görmeye çalışıyoruz. Bir aydide deyişi var sormayın. Videoya almak nasip olmadı.

Ama ilk otobüs seyahatimiz varrrrrrr. Taklit etme şu sıralar (3 ay öncesi ama hala devam ediyor:) hat safhada. Aşağıdaki videoda da bakıcımızın taklidini yapıyor. Neden mi ?çünkü dua okuyor, hemide tecvitli:) dedim ama bir türlü görmenizi istediğim caaaaanım videoyu yüklemeyi beceremedim, dahası önceki eklediklerimde görünmüyor:(Yardımlarınızı rica ediyorum.


















































13 Nisan 2010 Salı

Anneme veda..


Mekânı cennet olsun canım annem. Dile getirmek o kadar zorki. Tam üç yıl önce bugün Almanya’da gözlerini kapattı. Yetişemedim. Ameliyatını bizden saklamışlar. O anda bile onlar endişelenmesin kaygısını yaşamış. Ameliyat sonrasında kalbi durmuş yeniden çalıştırmışlar. Komada bir hafta kaldı. Ama iyileşecekti. Ya da ben öyle düşünüyordum. Ama derler ya doğru mu bilmem sevdiğini beklermiş. Gittiğim gün 13 Nisan Cuma günü 12.30 gibi hakkın rahmetine kavuştu. Oysa komada da olsa iyileşecekti. Ölümü hiç yakıştıramadım ona. Kime yakışır ki zaten. Dört ay görmemiştim. Çok özlemiştim. Göreceğim için seviniyordum. Yine o güzel yüzünü görecektim. Herkesin unutulmaz acı anları vardır. Benimkisi de bu oldu. Allah başka acılar vermesin ama… Doktorun mavi gözlerini hatırlıyorum. Buz gibiydi. Dünya başıma yıkıldı o an. Hemen koştum onu görmeye. Belki uyanır diye mi düşündüm. Hatırlamıyorum. Hemen görmek istedim. Ellerine dokundum. Gözleri kapalı sanki uyuyordu.
O anlar o kadar uzundu ki. Türkiye'ye getirdiğimiz uçaktaydı ama yanımızda değildi. Havalimanını severdim hep. Çünkü sonunda hep buluşma vardı sevdiklerini görmek vardı. Şimdi hiç sevmiyorum.
Canım annemle doyasıya yaşayamadık beraber olamadık. Erken ayrıldık. Ama günün birinde kavuşacağız birbirimize. Şimdi her mutlulukta, her üzüntüde hep annem gelir aklıma. İnce bir sızı yüreğimi acıtır. Kutluay doğduğunda hissettim. Yapayalnızdım. Herkes vardı ama hiç kimse yoktu sanki. Çünkü annem yoktu. İnsan annede anneanne de olsa annesi yanında olsun istiyor. Annem olsaydı böyle, şöyle olmazdı diyor insan hep içinden. Yankılanıyor o sesler hep içinde. Ya da olsaydı da şunu yapsaydık, bunu yapsaydık. Daha görecek, yapacak çok şeyimiz vardı. Torununu göremedi şimdi oğlunun evlendiğini de göremeyecek. Şimdi yaşadığımız mutluluklar hep acıtıyor içimi. Keşkeler aklımda, bazen yaşıyor ama nefes almıyorum sanki. Canım annem, Allah rahmet eylesin. Seni çok seviyorum, çok özlüyorum. Sensiz yaşamak o kadar zorki.
Annelik başka bir şey. Gözlerinde hep biz vardık. Bizimle yaşar, gülerdi. Sesi hala kulaklarımda. Ama hayat hep bizi ayırdı. Hep uzaklardaydık birbirimizden. Hep özlem vardı. Şimdi bile uzaklarda bir gün gelecek gibi geliyor bazen.

Canım annem nur içinde yat.
Seni çok seviyorum.

26 Mart 2010 Cuma

ERZURUM'daki öğrencilerimizin tuvaleti yok! Desteğinizi bekliyor!

Az önce sevgili stil direktörünün sayfasında ve bizi tek bir yürek olmaya davet eden yardım çağrısını okuyunca hemen ilk etapta verebileceğimiz destek için aynen iletiyorum.
Stil Direktörü;
Benim de sizlerden ricam bloğunuzun konsepti dışında olsa bile paylaşırsanız çorbada hepimizin tuzu olur.
Blogu olmayan okurlarımdan ricam e-posta olarak paylaşmaları.
Bu sayede kocaman bir yürek olsak hoş olmaz mı?



Okulumuza Tuvalet adlı web sayfasından proje detaylarını bulabilirsiniz. Mahmut Şanlıer - Onur Cantimur adlı iki kişi gazetede okudukları haber üzerine bu sosyal yardımlaşma projesini başlatıyorlar. Haberde, Adıyaman'ın Gerger ilçesindeki Karük ilköğretim okulunda görev yapan Ahmet Elmacı öğretmenin öğretmen maaşıyla tuvalet kabini inşa etmeye çalışıp bitirememesi anlatılıyor. Destek sağlayan firma/kişiler ve okulların ihtiyaçları arasında bağ kuran(aracılık yapan) web sayfasında öğretmen mesajlarını okudukça gözlerim doldu.

ERZURUM'daki öğrencilerimizin tuvaleti yok! Desteğinizi bekliyor!
ihtiyaç listesi için tıklayın

Bir elde biz uzatalım diyorum. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.

18 Mart 2010 Perşembe

Lösev Uyarıyor..

Artık yavaş yavaş soğuklar bitiyor ve havalar ısınmaya başlıyor. Kışın hakikaten bol yeşillikli zengin sebze listemiz yavaş yavaş tükenmeden son kışlık sebze yemeklerimizi de yapalım dedim. Bebişimiz ne de olsa bir sonraki kışa kadar bunlardan yiyemeyecek. Derken yakında tezgahlardan kalkacak (ya da kalkması gereken) sebzeler gündeme gelince bir bakayım dedim ki; şu interneti (bilgi ağı) keşfedenlerin elleri öpülesi insanlarmış. Allah razı olsun sizden dedim ve aşağıdaki tabloyu alıp, (nerden buradan) güzelce buzdolabımızın üstüne yapıştırdım. Aslında hepimizin zaten bildiği ancak son yıllarda dört mevsim tezgahlardan kalkmayan sebzeler yüzünden hafızalarımızda körelmeye başlayan bilgiyi tablo halinde görmek çok iyi oldu.
Yapılan o kadar gıda terörüne karşı en azından sebze ve meyveleri mevsiminde yemek sağlığımız için elimizden geliyorsa neden yapmayalım.

Lösev uyarıyor: Meyve ve sebzeleri mevsiminde yiyin!
Lösev'in yaptığı basın açıklaması ile özellikle "anneler, anne adayları, 65 yaş üzerindeki gençler ve çocuklar" sebze ve meyvelerin mevsiminde yenmesi konusunda uyarıldı.
Lösev basın açıklaması:
"Lütfen 10 Kasım 2006 ile 1 Nisan 2007 tarihleri arasında salatalık, domates, patlıcan, biber, şeftali, karpuz, erik, muz gibi yaz sebze ve meyvelerini yemeyi tercih etmeyiniz. Çünkü bu tarihler arasında satın alacağınız bu gıdaların hiçbiri doğal ortamlarda, tarlalarda, güneş ışığında ve doğal gübrelerle yetiştirilmiyorlar.

Bilimsel çalışma ve raporlardan alıntılarını tümünü incelemek isterseniz, Lösev'in ilgili web sayfasına ulaşmak için bir tık
ÇOCUKLARIMIZIN BESLENMESİ VE ÇEVRE SAĞLIĞI
KİMYASALLARIN FETÜS ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

“ Yapılan araştırmalarda, 350’den fazla insan yapımı toksik kimyasalın kalıntılarının anne sütünde ve vücut yağlarında bulunduğu ve plasentadaki yoğunluğu arttırarak fetüse geçtiği saptanmıştır. Böylelikle kimyasal bir mirasın gelecek nesillere aktarıldığı belirtilmiştir. ( Doğal Hayatı Koruma Vakfı-İngiltere, Kimyasal Sınırları Aşmak raporu, Haziran 1999) Raporda, yetişkinlerde ve anne sütünde toksinlerin bulunduğu ve İngiltere’de anne sütü emen bebeklerin, WHO’nun günlük tolere edilebilen toksik alımının 42 kat üzerinde kimyasal madde aldıkları ortaya çıkmıştır.
“Anne sütünde bulunabilen toksik metallerin, dioksin ve DDT gibi kimyasalların doğum bozukluklarına, kısırlığa yol açtığı, bağışıklık sistemine zarar verdiği, kanseri tetiklediği, gelişim problemlerine yol açtığı ve cinsiyet hormonlarını olumsuz etkilediği belirlenmiştir”. (İngiltere Çevre, Gıda ve Köy Hizmetleri Departmanı-MAFF)
“Fetus toksikoloğu Vyvyan Howard’ a göre günümüzde, 50 yıl önce almadığımız 300-350 kadar sentetik kimyasal maddeyi alıyoruz. “
“Dr. Michel Odent’a göre, anne karnındaki kirlenme, insanlığın önümüzdeki dönemlerde aşması gereken en büyük sorunlardan biri. Hamilelik öncesinde ve sonrasında siz ve aileniz organik gıda ile beslenmediği sürece, doğmamış bebeğiniz sizin gıdalarınızdan aldığı ve yıkıcı etkileri olan toksik madde kokteyline maruz kalacaktır. Günümüzde sakat doğumların düşüklerin, alerjik bebeklerin sayısının giderek artması bir tesadüf değildir.“
“Anne karnında yanlış beslenme genellikle bebeğin düşük kilolu doğmasına, bebek ölümlerine ve de çocukluk yaşlarında çeşitli hastalıklara sebep olabilmektedir.( Prof. David Barker, Southhampton University-Yetişkin Hastalıklarının Fötal Kaynakları kitabının yazarı) Barker’a göre pre-natal ve post-natal dönemdeki beslenmenin, yetişkinlik dönemindeki hastalıklar üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, annelerin hamilelik sırasında mümkün olduğunca iyi ve sağlıklı beslenmesini sağlamalıyız ki, fötüs de en iyi şekilde beslenebilsin.
“Anne beslenmesini optimize edersek, dolaylı olarak bebeğin de anne sütü vasıtasıyla iyi beslenmesini sağlayabiliriz.” ( Prof. Lawrence Weaver, Glasgow University, Çocuk Sağlığı Bölümü, Londra Gıda ve Çocuk Sağlığı Konferansındaki konuşmasından bir bölüm, 1998)
“ İngiltere’de düşük ve erken doğum yapan, kısırlık problemi yaşayan ve sakat doğum gerçekleştirmiş çiftlerde yapılan bir araştırmada, gebelik öncesinde çiftlere tamamen organik gıdalardan oluşan bir diet yapmaları söylenmiştir. Sonuçta, önerilen programı uygulayan çiftlerin % 80’inin sağlıklı bebek sahibi oldukları gözlemlenmiştir.” (The Organic Baby Food, s: 39)(Kaynak: The Organic Baby Book- Tanyia Maxted Frost)

NİÇİN ÇOCUKLAR ZEHİRLİ/TEHLİKELİ MADDELERE ÖZELLİKLE DAHA HASSASTIR?Çünkü, çocuklar vücut ağırlıklarına oranla gelişmiş insanlardan daha fazla yer, içer ve nefes alır. Örneğin çocuklar gelişmişlerden 7 kat daha fazla su içer ve ortalama 2 kat daha fazla hava alır. Çocuklar ağırlıklarına oranla 2-8 kat daha fazla besin yerler. Onlar 5 yaşına kadar, besinler yoluyla yaşam süreleri boyunca alacakları böcek öldürücü zehrin yarısını alırlar. Ayrıca çocuklar gelişmişlerden farklı davranışlara sahiptir. Onlar yerde (daha önce böcek öldürücüler veya diğer kimyasal maddelerle işlem görebilmiş zemin veya yer döşemelerinde veya bahçe/parklarda çimenlerde) daha fazla zaman harcamaktadır.
Çocuklar aynı zamanda daha çok el-ağız transferi yapar ve eşyalara ve yüzeylere ellerini yıkamadan dokunma alışkanlığına sahiptirler. Böylece onların bu tür tehlikeli maddelere maruz kalmaları artmaktadır. İlave olarak da, çocukların birçoğunun biyolojik sistemleri – endokrin, sinir, hormonal, üreme ve bağışıklık- hala ergenliğe kadar gelişim halindedir. Çocukların besinleri absorplama oranı gelişmişlerden farklıdır. Örneğin hazım sistemine alınan kurşunun (Pb) bir gelişmiş tarafından %10’u absorp edilirken, çocukta %50’si absorp edilebilmektedir.Çocuğun ilk çevresinde, ana rahmindeki cenin kan dolaşımıyla plasentaya geçebilecek bir çok kimyasal maddeden kalıcı hasarlara maruz kalabilmektedir. Bu kimyasallar kurşun, poliklorlüfeniller, metilcıva, etanol ve sigara dumanındaki nikotin vs olabilir. Çocukluğun erken dönemlerinde elin ağıza gitmesiyle bazı tehlikeli maddeler boya tozları/dökün- tülerindeki kurşun, böcek öldürücü ilaç kalıntıları vs. vücuda alınabilmektedir.Çocukların yeme alışkanlıkları gelişmiş insanlardan oldukça farklıdır. Çocuklar ağırlıklarına oranla daha fazla meyve-sebze yer ve daha fazla sıvı (su, süt vs) içerler. Bu yüzden çocukların ağız/beslenme yoluyla alınan zehirli maddelere (kurşun, böcek öldürücü ilaçlar, tarımsal gübre kalıntıları, sudaki endüstriyel atıklar, nitrat/nitrit, kişisel bakım ürünleri kimyasalları vs) maruz kalma potansiyeli gelişmiş kişilerden daha fazladır. Zehirli maddelerin kümülatif ve/veya birleşik (multiple) etkileri ve potansiyel sinerjik etkileri tam bilinmemekte olup daha fazla araştırma istemektedir. Çocuklar toksik maddelere okul, ev, hastane ve ofis yapı ve dekorasyon malzemelerinden de maruz kalabilmektedirler.
Çocuklar gelişmişlerden çok daha yüksek konsantrasyonlarda toksin alırlar. Bazı toksinlerin küçük tek dozunun kritik gelişme evresinde alınması öğrenmeden üreme sorununa kadar kalıcı gelişim bozukluklarına sebep olduğu bilinmektedir. Bir çok toksinler vücut yağlarında biyolojik olarak birikir ve anneden çocuğa emzirme ile geçebilir.Son çalışmalar çeşitli kimyasal toksinlere maruz kalındığında astım, doğum hataları, davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, otizm, kanser, çocuk hastalıkları, bozulan bağışıklık sistemleri, sinir bozuklukları ve üreme dengesizlikleri gibi sağlık sorunları yaşanabildiği uzmanlarca ifade edilmektedir. Bu yüzden kronik çocuk hastalıklarına sebep olan çevresel sebeplerle ilgili araştırmalar desteklenmeli, sentetik kimyasallara alternatif doğal ürünlerin kullanımı ve/veya geliştirilmesinde koruyucu ve teşvik edici önlemler alınmalıdır. Çevresel toksinlerin çocuklarımıza zarar vermeden önce azaltılması/yok edilmesi için topluma, devlete ve milli girişimlere destek verilmesine ihtiyaç vardır.

15 Mart 2010 Pazartesi

Nurturia Anneleri

Uzun bir aradan sonra ilk defa pazar günü Kutluay'ı babasına bırakıp evden çıktım. Kafamda bir sürü sorular, telkinlerle. Gitmesem mi, onuda mı götürsem, bir hafta sonu var benimle bla bla bla. Derken kendimi Tunalı Ceviz'de buldum. Sevgili Evren'in organizasyonu sayesinde çok tatlı, içten, samimi, sohbetin belini kırabileceğimiz güzel annnelerle tanıştım. Çok mutlu oldum. Sevgili Evren ile de daha önce tanışamamıştık. Geç oldu ama temiz oldu diyelim:)Çok memnun oldum. Umarım bir daha ve bir daha görüşür ve arkası kesilmez. Çünkü böyle kafadar tatlı bir grupla herzaman görüşmeyi çok isterim. Bir sonrakine bebişlerde olacak inşallah.