2 Eylül 2010 Perşembe

Kutluay bugün 2 yaşında artık



Tam iki yıl oldu, dolu dolu iki yıl. Her günü seninle geçen, paylaştıklarımız, mutluluğumuz, sıkıntımız, ilklerimiz ile hep birlikte kısacık ama yaşanılanları ile kocaman bir iki yıl.

Tam iki yıl önce, artık 38. haftasında olan bebeğimin doğumu için gün belirlemek üzere Cuma gününe randevulaştık doktorumuzla. Ama salı sabahı 10 sularında sessizce geleceğini bize haber verdi. Bu kadar zaman içimde alışmıştım ona, sabah kıpırtıları ile uyanacağımı düşünürken….. Mutlu, korku ve heyecan ile yine bir doktor kontrolüne gider gibi hastanemize gittik. Doktorum arkadan geldi ve 12.30 sularında Kutluay artık hayatımızdaydı. Babası korkmuş, çekinmiş ilk önce hemşireden Kutluay’ı kucağına almayı.
Sen geldin…hayatımızın gülen yüzü oldun. Öyle anlamlı ama bir o kadar da zor ki ifadesi Anne olmanın. Olmadan anlamıyor insan. Kelimeler kifayetsiz kalıyor duyulan sevginin ifadesinde. Onlar için çarpıyor yüreği, gözünde göreceği bir gülücük için dünyaları almak istiyor insan. Seni o kadar çok seviyorum ki bebeğim, gözünden bir damla yaş aksa içime akıyor, öyle acıtıyor ki…Varlığın bana can verdi, bir canım gitti ama bir canım geldi, senle parçalarımı toparlıyorum.

Sen gözbebeğimizsin, cennet kokulum, iyi ki beni annen seçtin, iyi ki hayatımıza girdin, huzurun, mutluluğun daim olsun, sağlıkla nice yıllar diliyorum.

17 Haziran 2010 Perşembe

Uzun zaman oldu...

Nekadar uzun zaman oldu. Yazacaklar birikti. Ama elini süremedin mi olmuyor işte. Geçen gün arkadaşım Burcu:) gelip kulağımı bükünce, hatta sevgili Esra şifreliye geçip geçmediğimi sorunca artık yazmak farz oldu. Yaz geliyor kafamda yüzbin tilki dolanıyor. İş ile ev arasında mekik dokurken, yaz dönemin için Kutluay’a bakıcı, bana arkadaş olacak yeni şahsiyet için hummalı bir tarama devam ediyor. Şu sıralar gündemimizde bunlar var. Kesinleşmesi temmuz ayınının başını bulacak, yeni bir süreç, alışma umarım iyi olur umuduyla, bekleyip göreceğiz diyoruz.
ooo marttan beri yazmamışım. Buralarda görünmediğimiz zamanlarda ne yaptık; Mart ayında baba Adıyaman’a kaçınca bizde soluğu İstanbul’da aldık. Abla, abi ortamlarında bol kuzenli zamanlar geçirdik. Yolda orda burada neler oldu neler. Taaaa o zamanlara geri dönelim bizim kuş ilk defa otobüs yolculuğu yaptı. Yolda Kutişi oyalamak için bol bol kitap aldım yanıma. Bir ona baktık bir buna, ağaçları saydık, evleri konuştuk. Ha bir de gece ilk defa ay dedeyi tanıdık. Şimdi arada sırada akşamları yukarılara bakıyoruz, görmeye çalışıyoruz. Bir aydide deyişi var sormayın. Videoya almak nasip olmadı.

Ama ilk otobüs seyahatimiz varrrrrrr. Taklit etme şu sıralar (3 ay öncesi ama hala devam ediyor:) hat safhada. Aşağıdaki videoda da bakıcımızın taklidini yapıyor. Neden mi ?çünkü dua okuyor, hemide tecvitli:) dedim ama bir türlü görmenizi istediğim caaaaanım videoyu yüklemeyi beceremedim, dahası önceki eklediklerimde görünmüyor:(Yardımlarınızı rica ediyorum.


















































13 Nisan 2010 Salı

Anneme veda..


Mekânı cennet olsun canım annem. Dile getirmek o kadar zorki. Tam üç yıl önce bugün Almanya’da gözlerini kapattı. Yetişemedim. Ameliyatını bizden saklamışlar. O anda bile onlar endişelenmesin kaygısını yaşamış. Ameliyat sonrasında kalbi durmuş yeniden çalıştırmışlar. Komada bir hafta kaldı. Ama iyileşecekti. Ya da ben öyle düşünüyordum. Ama derler ya doğru mu bilmem sevdiğini beklermiş. Gittiğim gün 13 Nisan Cuma günü 12.30 gibi hakkın rahmetine kavuştu. Oysa komada da olsa iyileşecekti. Ölümü hiç yakıştıramadım ona. Kime yakışır ki zaten. Dört ay görmemiştim. Çok özlemiştim. Göreceğim için seviniyordum. Yine o güzel yüzünü görecektim. Herkesin unutulmaz acı anları vardır. Benimkisi de bu oldu. Allah başka acılar vermesin ama… Doktorun mavi gözlerini hatırlıyorum. Buz gibiydi. Dünya başıma yıkıldı o an. Hemen koştum onu görmeye. Belki uyanır diye mi düşündüm. Hatırlamıyorum. Hemen görmek istedim. Ellerine dokundum. Gözleri kapalı sanki uyuyordu.
O anlar o kadar uzundu ki. Türkiye'ye getirdiğimiz uçaktaydı ama yanımızda değildi. Havalimanını severdim hep. Çünkü sonunda hep buluşma vardı sevdiklerini görmek vardı. Şimdi hiç sevmiyorum.
Canım annemle doyasıya yaşayamadık beraber olamadık. Erken ayrıldık. Ama günün birinde kavuşacağız birbirimize. Şimdi her mutlulukta, her üzüntüde hep annem gelir aklıma. İnce bir sızı yüreğimi acıtır. Kutluay doğduğunda hissettim. Yapayalnızdım. Herkes vardı ama hiç kimse yoktu sanki. Çünkü annem yoktu. İnsan annede anneanne de olsa annesi yanında olsun istiyor. Annem olsaydı böyle, şöyle olmazdı diyor insan hep içinden. Yankılanıyor o sesler hep içinde. Ya da olsaydı da şunu yapsaydık, bunu yapsaydık. Daha görecek, yapacak çok şeyimiz vardı. Torununu göremedi şimdi oğlunun evlendiğini de göremeyecek. Şimdi yaşadığımız mutluluklar hep acıtıyor içimi. Keşkeler aklımda, bazen yaşıyor ama nefes almıyorum sanki. Canım annem, Allah rahmet eylesin. Seni çok seviyorum, çok özlüyorum. Sensiz yaşamak o kadar zorki.
Annelik başka bir şey. Gözlerinde hep biz vardık. Bizimle yaşar, gülerdi. Sesi hala kulaklarımda. Ama hayat hep bizi ayırdı. Hep uzaklardaydık birbirimizden. Hep özlem vardı. Şimdi bile uzaklarda bir gün gelecek gibi geliyor bazen.

Canım annem nur içinde yat.
Seni çok seviyorum.

26 Mart 2010 Cuma

ERZURUM'daki öğrencilerimizin tuvaleti yok! Desteğinizi bekliyor!

Az önce sevgili stil direktörünün sayfasında ve bizi tek bir yürek olmaya davet eden yardım çağrısını okuyunca hemen ilk etapta verebileceğimiz destek için aynen iletiyorum.
Stil Direktörü;
Benim de sizlerden ricam bloğunuzun konsepti dışında olsa bile paylaşırsanız çorbada hepimizin tuzu olur.
Blogu olmayan okurlarımdan ricam e-posta olarak paylaşmaları.
Bu sayede kocaman bir yürek olsak hoş olmaz mı?



Okulumuza Tuvalet adlı web sayfasından proje detaylarını bulabilirsiniz. Mahmut Şanlıer - Onur Cantimur adlı iki kişi gazetede okudukları haber üzerine bu sosyal yardımlaşma projesini başlatıyorlar. Haberde, Adıyaman'ın Gerger ilçesindeki Karük ilköğretim okulunda görev yapan Ahmet Elmacı öğretmenin öğretmen maaşıyla tuvalet kabini inşa etmeye çalışıp bitirememesi anlatılıyor. Destek sağlayan firma/kişiler ve okulların ihtiyaçları arasında bağ kuran(aracılık yapan) web sayfasında öğretmen mesajlarını okudukça gözlerim doldu.

ERZURUM'daki öğrencilerimizin tuvaleti yok! Desteğinizi bekliyor!
ihtiyaç listesi için tıklayın

Bir elde biz uzatalım diyorum. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.

18 Mart 2010 Perşembe

Lösev Uyarıyor..

Artık yavaş yavaş soğuklar bitiyor ve havalar ısınmaya başlıyor. Kışın hakikaten bol yeşillikli zengin sebze listemiz yavaş yavaş tükenmeden son kışlık sebze yemeklerimizi de yapalım dedim. Bebişimiz ne de olsa bir sonraki kışa kadar bunlardan yiyemeyecek. Derken yakında tezgahlardan kalkacak (ya da kalkması gereken) sebzeler gündeme gelince bir bakayım dedim ki; şu interneti (bilgi ağı) keşfedenlerin elleri öpülesi insanlarmış. Allah razı olsun sizden dedim ve aşağıdaki tabloyu alıp, (nerden buradan) güzelce buzdolabımızın üstüne yapıştırdım. Aslında hepimizin zaten bildiği ancak son yıllarda dört mevsim tezgahlardan kalkmayan sebzeler yüzünden hafızalarımızda körelmeye başlayan bilgiyi tablo halinde görmek çok iyi oldu.
Yapılan o kadar gıda terörüne karşı en azından sebze ve meyveleri mevsiminde yemek sağlığımız için elimizden geliyorsa neden yapmayalım.

Lösev uyarıyor: Meyve ve sebzeleri mevsiminde yiyin!
Lösev'in yaptığı basın açıklaması ile özellikle "anneler, anne adayları, 65 yaş üzerindeki gençler ve çocuklar" sebze ve meyvelerin mevsiminde yenmesi konusunda uyarıldı.
Lösev basın açıklaması:
"Lütfen 10 Kasım 2006 ile 1 Nisan 2007 tarihleri arasında salatalık, domates, patlıcan, biber, şeftali, karpuz, erik, muz gibi yaz sebze ve meyvelerini yemeyi tercih etmeyiniz. Çünkü bu tarihler arasında satın alacağınız bu gıdaların hiçbiri doğal ortamlarda, tarlalarda, güneş ışığında ve doğal gübrelerle yetiştirilmiyorlar.

Bilimsel çalışma ve raporlardan alıntılarını tümünü incelemek isterseniz, Lösev'in ilgili web sayfasına ulaşmak için bir tık
ÇOCUKLARIMIZIN BESLENMESİ VE ÇEVRE SAĞLIĞI
KİMYASALLARIN FETÜS ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

“ Yapılan araştırmalarda, 350’den fazla insan yapımı toksik kimyasalın kalıntılarının anne sütünde ve vücut yağlarında bulunduğu ve plasentadaki yoğunluğu arttırarak fetüse geçtiği saptanmıştır. Böylelikle kimyasal bir mirasın gelecek nesillere aktarıldığı belirtilmiştir. ( Doğal Hayatı Koruma Vakfı-İngiltere, Kimyasal Sınırları Aşmak raporu, Haziran 1999) Raporda, yetişkinlerde ve anne sütünde toksinlerin bulunduğu ve İngiltere’de anne sütü emen bebeklerin, WHO’nun günlük tolere edilebilen toksik alımının 42 kat üzerinde kimyasal madde aldıkları ortaya çıkmıştır.
“Anne sütünde bulunabilen toksik metallerin, dioksin ve DDT gibi kimyasalların doğum bozukluklarına, kısırlığa yol açtığı, bağışıklık sistemine zarar verdiği, kanseri tetiklediği, gelişim problemlerine yol açtığı ve cinsiyet hormonlarını olumsuz etkilediği belirlenmiştir”. (İngiltere Çevre, Gıda ve Köy Hizmetleri Departmanı-MAFF)
“Fetus toksikoloğu Vyvyan Howard’ a göre günümüzde, 50 yıl önce almadığımız 300-350 kadar sentetik kimyasal maddeyi alıyoruz. “
“Dr. Michel Odent’a göre, anne karnındaki kirlenme, insanlığın önümüzdeki dönemlerde aşması gereken en büyük sorunlardan biri. Hamilelik öncesinde ve sonrasında siz ve aileniz organik gıda ile beslenmediği sürece, doğmamış bebeğiniz sizin gıdalarınızdan aldığı ve yıkıcı etkileri olan toksik madde kokteyline maruz kalacaktır. Günümüzde sakat doğumların düşüklerin, alerjik bebeklerin sayısının giderek artması bir tesadüf değildir.“
“Anne karnında yanlış beslenme genellikle bebeğin düşük kilolu doğmasına, bebek ölümlerine ve de çocukluk yaşlarında çeşitli hastalıklara sebep olabilmektedir.( Prof. David Barker, Southhampton University-Yetişkin Hastalıklarının Fötal Kaynakları kitabının yazarı) Barker’a göre pre-natal ve post-natal dönemdeki beslenmenin, yetişkinlik dönemindeki hastalıklar üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, annelerin hamilelik sırasında mümkün olduğunca iyi ve sağlıklı beslenmesini sağlamalıyız ki, fötüs de en iyi şekilde beslenebilsin.
“Anne beslenmesini optimize edersek, dolaylı olarak bebeğin de anne sütü vasıtasıyla iyi beslenmesini sağlayabiliriz.” ( Prof. Lawrence Weaver, Glasgow University, Çocuk Sağlığı Bölümü, Londra Gıda ve Çocuk Sağlığı Konferansındaki konuşmasından bir bölüm, 1998)
“ İngiltere’de düşük ve erken doğum yapan, kısırlık problemi yaşayan ve sakat doğum gerçekleştirmiş çiftlerde yapılan bir araştırmada, gebelik öncesinde çiftlere tamamen organik gıdalardan oluşan bir diet yapmaları söylenmiştir. Sonuçta, önerilen programı uygulayan çiftlerin % 80’inin sağlıklı bebek sahibi oldukları gözlemlenmiştir.” (The Organic Baby Food, s: 39)(Kaynak: The Organic Baby Book- Tanyia Maxted Frost)

NİÇİN ÇOCUKLAR ZEHİRLİ/TEHLİKELİ MADDELERE ÖZELLİKLE DAHA HASSASTIR?Çünkü, çocuklar vücut ağırlıklarına oranla gelişmiş insanlardan daha fazla yer, içer ve nefes alır. Örneğin çocuklar gelişmişlerden 7 kat daha fazla su içer ve ortalama 2 kat daha fazla hava alır. Çocuklar ağırlıklarına oranla 2-8 kat daha fazla besin yerler. Onlar 5 yaşına kadar, besinler yoluyla yaşam süreleri boyunca alacakları böcek öldürücü zehrin yarısını alırlar. Ayrıca çocuklar gelişmişlerden farklı davranışlara sahiptir. Onlar yerde (daha önce böcek öldürücüler veya diğer kimyasal maddelerle işlem görebilmiş zemin veya yer döşemelerinde veya bahçe/parklarda çimenlerde) daha fazla zaman harcamaktadır.
Çocuklar aynı zamanda daha çok el-ağız transferi yapar ve eşyalara ve yüzeylere ellerini yıkamadan dokunma alışkanlığına sahiptirler. Böylece onların bu tür tehlikeli maddelere maruz kalmaları artmaktadır. İlave olarak da, çocukların birçoğunun biyolojik sistemleri – endokrin, sinir, hormonal, üreme ve bağışıklık- hala ergenliğe kadar gelişim halindedir. Çocukların besinleri absorplama oranı gelişmişlerden farklıdır. Örneğin hazım sistemine alınan kurşunun (Pb) bir gelişmiş tarafından %10’u absorp edilirken, çocukta %50’si absorp edilebilmektedir.Çocuğun ilk çevresinde, ana rahmindeki cenin kan dolaşımıyla plasentaya geçebilecek bir çok kimyasal maddeden kalıcı hasarlara maruz kalabilmektedir. Bu kimyasallar kurşun, poliklorlüfeniller, metilcıva, etanol ve sigara dumanındaki nikotin vs olabilir. Çocukluğun erken dönemlerinde elin ağıza gitmesiyle bazı tehlikeli maddeler boya tozları/dökün- tülerindeki kurşun, böcek öldürücü ilaç kalıntıları vs. vücuda alınabilmektedir.Çocukların yeme alışkanlıkları gelişmiş insanlardan oldukça farklıdır. Çocuklar ağırlıklarına oranla daha fazla meyve-sebze yer ve daha fazla sıvı (su, süt vs) içerler. Bu yüzden çocukların ağız/beslenme yoluyla alınan zehirli maddelere (kurşun, böcek öldürücü ilaçlar, tarımsal gübre kalıntıları, sudaki endüstriyel atıklar, nitrat/nitrit, kişisel bakım ürünleri kimyasalları vs) maruz kalma potansiyeli gelişmiş kişilerden daha fazladır. Zehirli maddelerin kümülatif ve/veya birleşik (multiple) etkileri ve potansiyel sinerjik etkileri tam bilinmemekte olup daha fazla araştırma istemektedir. Çocuklar toksik maddelere okul, ev, hastane ve ofis yapı ve dekorasyon malzemelerinden de maruz kalabilmektedirler.
Çocuklar gelişmişlerden çok daha yüksek konsantrasyonlarda toksin alırlar. Bazı toksinlerin küçük tek dozunun kritik gelişme evresinde alınması öğrenmeden üreme sorununa kadar kalıcı gelişim bozukluklarına sebep olduğu bilinmektedir. Bir çok toksinler vücut yağlarında biyolojik olarak birikir ve anneden çocuğa emzirme ile geçebilir.Son çalışmalar çeşitli kimyasal toksinlere maruz kalındığında astım, doğum hataları, davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, otizm, kanser, çocuk hastalıkları, bozulan bağışıklık sistemleri, sinir bozuklukları ve üreme dengesizlikleri gibi sağlık sorunları yaşanabildiği uzmanlarca ifade edilmektedir. Bu yüzden kronik çocuk hastalıklarına sebep olan çevresel sebeplerle ilgili araştırmalar desteklenmeli, sentetik kimyasallara alternatif doğal ürünlerin kullanımı ve/veya geliştirilmesinde koruyucu ve teşvik edici önlemler alınmalıdır. Çevresel toksinlerin çocuklarımıza zarar vermeden önce azaltılması/yok edilmesi için topluma, devlete ve milli girişimlere destek verilmesine ihtiyaç vardır.

15 Mart 2010 Pazartesi

Nurturia Anneleri

Uzun bir aradan sonra ilk defa pazar günü Kutluay'ı babasına bırakıp evden çıktım. Kafamda bir sürü sorular, telkinlerle. Gitmesem mi, onuda mı götürsem, bir hafta sonu var benimle bla bla bla. Derken kendimi Tunalı Ceviz'de buldum. Sevgili Evren'in organizasyonu sayesinde çok tatlı, içten, samimi, sohbetin belini kırabileceğimiz güzel annnelerle tanıştım. Çok mutlu oldum. Sevgili Evren ile de daha önce tanışamamıştık. Geç oldu ama temiz oldu diyelim:)Çok memnun oldum. Umarım bir daha ve bir daha görüşür ve arkası kesilmez. Çünkü böyle kafadar tatlı bir grupla herzaman görüşmeyi çok isterim. Bir sonrakine bebişlerde olacak inşallah.

Geri Dönüşüm, Geri Kazanım.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan şehirleşme, hızlı nüfus artışı ve endüstrileşme gibi sebepler dolayısı ile üretilen katı atık miktarları günden güne artmaktadır. Üretilen bu atıklar ise kompost, ayrıştırma, yakma, gömme, düzenli ve düzensiz depolama gibi çeşitli yöntemler ile bertaraf edilmektedir.
Ürünlerin tüketiciye sunum şekillerinin ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi ile birlikte katı atık kompozisyonu içerisindeki ambalaj malzemelerinin oranı da hızla artmaktadır. Bu da katı atık içerisindeki geri kazanılabilir maddelerin ayrıştırılmasını ekonomik açıdan ele alınması gereken bir seçenek haline getirmektedir. İşim gereği atıklar çokça beni ilgilendiriyor. Aslında bu konu hepimizi ilgilendiriyor. Yaşanılabilir bir çevre, enerji geri kazanımı konusunda damlaya damlaya göl olur politikası ile hareket etmek lazım.Neyse çoooook söylenebilecek şey var. Biz bir koca ambalaj ile ne yapabiliriz dedik ve aşağıdaki mini ev çıktı ortaya. Daha bitmediiiiiiiiii.Yüzey kaplaması vs. var daha. Ambalaj konusunda hatırlayamıyorum bir mama paketi ile ilgili tasarım oyuncak yarışması yapılmışltı. Aslında benim aklımda bir araba yapıp içine Kutluay’ı oturtmak vardı ama İrfan benden önce davrandı. Ama emeği için teşekkür ediyorum. Maket bıçağını tutan ellerine sağlık.