6 Ocak 2012 Cuma

HOŞGELDİN 2012,

Yeni bir yıl, gıcır gıcır…yeni bir başlangıç olsun. Kafamda daha birsürü dilek dolaşıyor, dökebilecek miyim buralara bilemiyorum. Ama şunu biliyorum ki yapmak isteyipte birtürlü yapamadığım şeyler için arkamda beni dürten tatlı bir arkadaşım var….yok yok dostum var ve de dostlarım var….2011’i bu yüzden çok sevdim, Kutluay’ın çokça arkadaşı benim hayatımda da onların çılgınanneleri var, seviyorum sizi ve bu yüzden de 2011.
Her yeni yıl aynı zamanda hüzünlendiriyor beni…geçmişimden sanki hep daha uzaklaşıyormuşum gibi geliyor. Annemi babamı düşünüyorum….böyle zamanlarda daha çok özlüyorum onları …artık biz anne baba olduk, geçti onların dizinin dibinde oturduğumuz günler….

Neyse yazmaya başladığımda hüzünlü şeylerden bahsetmek niyetinde değil idim, o yüzden hemen kapatıyorum ve konuyu neşeli hatıralar bırakmak adına değiştiriyorum.

En sevdiğim aylar..kasım, aralık soğuk ama sıcacık….hediyeler, noel baba, çam ağacı, mumlar, kırmızı rengin doruğunu yaşadığı aylar….
Bu yıl bizimde katılabileceğimiz bir yılbaşı partimiz oldu…. geleneksel çocuk işi parti evinde yavrular ile çılgın ve bir o kadar şık anneleri ile birlikteydik. Hediyelerimizi verdik, aldık, oynadık, eğlendik, yılbaşı pastasını kestik, sevgili Başak’ımızın hazırladığı slaytshowu izledik….Hoş bir akşamı yemek ile bitirmek yerine…hediye faslı sırasında birtakım nedenlerle arızaya geçen Kutluay ile birlikte erkenden evimizin yolunu tutarak bitirdik. Arabada ilk 10 dakika içerisinde uykuya geçti kuzum. Yani isabet karar vermişim.

Buarada aldığım hediyeden bahsetmeden geçemeyeceğim…..Banucuğum, Miracığım ellerinize sağlık…onlardan birsürü hediye aldım ama en güzeli…bakın ve görün….Odayı mis gibi bir koku sarıyor. Ne güzel bir fikir bu. Sizde bilin istedim. Orjinal fikirlerin kadını Banucuğum, Miracığım mandalina konseptli hediyeleriniz için çoooookkkk teşekkür ediyoruz.


Ya yılbaşı gecesi…. Biz üç yıldır yılbaşı gecelerini beraber geçirdiğimiz (geçen yıl hariç), arkadaşlarımızla beraberdik. Güzel bir gece geçirdik. Bu sene Muharrem, eşi ve kuzuları Rüzgar'ın evinde geçirdik. Muharrem(İrfan'ın mesai arkadaşı) ve eşi İlkay ile kuzuları Rüzgar, Kadir (İrfan’ın üniversiteden sınıf arkadaşı) ve eşi Canan (İrfan’ın üniversiteden sınıf arkadaşı) ile kuzuları Işık ile keyifli bir gece geçirdik. Seneye şüphe ile bakan üç aileyiz. Yollarımız gelecek senede kesişecek mi, yılbaşı gecesi diye sorduk birbirimize….:)Muharrem Urfa, Kadir Diyarbakır ve biz Adana yolcusu olabiliriz belkide.


Işık ve Kutluay kırkyıllık kankalar sanki, Rüzgar daha küçük, bizim oyunumuzu bozuyor diye dışladılar. Kutluay ve Işık ilk karşılaşmalarını hatırlıyorum da….


Kutluay’ın Işık Abisi ve diğer tüm Çılgınannelerimizin kuzuları, umarım hep böyle bir arada büyürsünüz…


Yüzünüzde gülücüklerin eksik olmadığı, dileklerinizin gerçekleştiği güzel bir yıl olsun...

9 Aralık 2010 Perşembe

ADIM ADIM BÜYÜYORUM!

Güzel bir adım için, haberi aldığım kaynağından olduğu gibi iletiyorum.
Alman organik bebek maması HIPP, 1-4 yaş arası çocuklar için renkli bir çalışma başlatıyor.Bünyesinde zihinsel engelli çocukları barındıran Özel Eğitime Muhtaç Çocuklara Yardı Derneği' ne (ERAM) destek amaçlı hayata geçirilen proje, " Adım Adım Büyüyorum" ismiyle yola çıkıyor.1-4 yaş arasındaki çocukların parmak boyalarıyla yapacağı resim çalışmalarını kapsayacak ve altı ay devam edecek.Altı ay sonunda çocukların yaptıkları çalışmalarda nasıl bir gelişim olduğuda gözlemlenmiş olacak.Projeye katılmak için yukarıdaki adresteki katılım formunu doldurmak yeterli, formu dolduran annelerin adreslerine proje için gerekli parmak boyalarının ve altı adet özel resim kağıdının iletilmesiyle ilk adım başlıyor.Bundan sonra çocukların doyamayacağı eğlenceli bir süreç başlıyor.Gelen kağıtlara projenin parmak boyalarıyla önce çocukların ayak izleri alınıyor, kağıdın geri kalanıda çocuğun uçsuz bucaksız hayal dünyasına bırakılıyor.Altıncı ayın bitiminde çalışmalar, mayıs ayında gerçekleştirilecek sergide ERAM çocukları yararına satışa sunulmak üzere HİPP' te toplanıyor.Proje sonunda , minicik adımlarıyla projeye dahil olan çocuklar, hem zihinsel engelli çocukların hayata bir adım daha atmasını sağlamış, hemde yarattıkları bir çalışmanın sergilenmesiyle unutulmayacak bir hatırayı yaşamlarına eklemiş oluyorlar...
Haydi anneler hep beraber katılalım ve yorumlarımızıda paylaşalım...ve hatta her ay yaptığımız çalışmaları fotoğraflarıyla birlikte paylaşalım....
o zaman bir tık buraya http://www.hipp.com.tr/

8 Kasım 2010 Pazartesi

Ankara 2. Montessori Semineri

Arkadaşlar,

Ankara'daki 2. Montessori Seminer tarihi 27 Kasım Cumartesi olarak belirlenmiştir. Seminere katılmak isteyen arkadaşlar 21 Kasım pazar gününe kadar bana veya Çiğdem'i tanıyanlar Çiğdeme bildirirse, seminer tutarı hesabı yapılabilir.
Ayrıca ilk seminere katılamamış arkadaşların da bu seminere rahatça katılabileceklerini belirtmiş Hilal Hn. Ara ara Montessori felsefesi üzerine küçük hatırlatmalar ve bazı hususlarda da tekrarlar olacakmış, bilginize sunarım.

Çiğdem'in gönderdiği şekliyle aşağıda program detayları yer almaktadır.
2. Ankara Montessori Semineri

Konu: Günlük Hayat ve Duyular

Tarih: 27 Kasım 2010 Cumartesi

Saat: 10.15 - 16.30 (17.00'ye uzayabilir)

Yer: Binbir Çiçek Çocuklar Evi http://www.binbircicekyuva.com/iletisim/page.html

Program:
10.00 - 10.15 Yeni gelenlere merhaba deme, tanışanlara da hasret giderme fırsatı.
10.15 - 12.00 Sunum
12.00 - 12.30 Öğle arası
12.30 - 14.00 Sunuma devam
14.00 - 14.30 Çay, kahve molası
14.30 - 16.30 Son bölüm (katılımcılar doygun, Hilal yorgun)

Seminerde görüşmek dileğiyle.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Kutluay Büyüyor

Geçen hafta sonlarından birinde:)(Gecikmeli yazdığım için)Kutluay’ın saçını 3. kez kestirdik. Şimdiye kadar çok sefer sadece kısaltma amaçlı bir iki makas darbesi ile hallediyorduk olayı. Ancak artık toplum içine giriyoruz ne de olsa, büyüdük vs derken düzgün bir berber arayışını hafiften beynimize yazdık, tam o sırada Evren imdadımıza yetişti ki süper oldu hakikaten. Karyağdı sokakta tavsiye ettiği berber ki gerçekten de işini iyi yaptığını söyleyebilirim.



Sihir kesen de mi yoksa oğlumuz büyüyor mu ki ikinci seçenek daha doğru galiba. Tamamen zun saçtan sıkılmış bir büyük adam edası ile koltuğa oturdu. Berberimiz ki (ismini hatırlayamadım) oyalama etaplarına geçmeye kalkıp oyuncak seçeneklerini sunmasına rağmen Kutluay, seçenekler bir başkasına sunulmuş gibi hiç ilgilenmedi, aynadan dikkatli saç kesimini izledi.
ÖNCE SONRA





lkışları arkadan alalım dedim ama ben de bu duruma şaşırdım diyebilirim. Gerçi nankör anne işte:) dediğim gibi bu üçüncü deneyimimiz ve ilk ikisinde de bir arıza çıkarmamıştı.

Anladım ki oğlum büyüyor, saçı kesilince daha bir büyümüş geldi gözüme.
Buarada o lüle saçlar gitti yerine dalgalı saçımız oldu.

12 Ekim 2010 Salı

Civciv mi yumurtadan, yumurta mı civcivden....

Şu sıralar bir tavukçuluk dosyası hazırladığım için kısa notlar tuttum. Çoğumuzun aslında bir ucundan birşeyler bildiği konu ne de olsa. Yazıya dökeyim artık bu tembelliğe son vermek adına yumurtadan konuya girmek de tuhaf oldu ama....

Bayat yumurtaların hava boşluğu büyümüş ve içi bozulmuştur. Yumurta sallandığı zaman ses çıkarır. Ucuz olması nedeniyle tercih edilen çatlak veya kırık yumurtalar, bakteriler için çok uygun bir ortam oluşturduğundan kesinlikle kullanılmamalıdır.
Taze yumurta ışığa doğru tutulup bakıldığında saydam görünür, bayat yumurtada ise saydam görüntüyle karşılaşılamaz. Taze yumurta kırıldığı zaman yumurta akı saydamdır, sarısı dağılmamış esnek ve kubbelidir.
Bir kabın içine tuzlu su doldurup yumurtayı suya bırakın. Yumurta kabın dibinde yatay halde duruyorsa taze demektir. Eğer yumurta kabın içinde dik duruyorsa orta tazeliktedir. Ancak suyun üzerinde yüzen yumurtayı doğrudan çöpe atın.
Yumurtanın Saklanması
Yumurtaları buzdolabının yumurta rafına dizin ya da kendi kartonunda saklayın. Farklı bir kaba aldığınız takdirde, yumurta kabuğundaki bakteriler ve diğer mikroplar kaba bulaşarak hastalığa neden olabilir. Yumurtaların, buzdolabındaki diğer besinlerle temas etmemesine dikkat edin.(Kaynak: tae.gov.tr)

2 Eylül 2010 Perşembe

Kutluay bugün 2 yaşında artık



Tam iki yıl oldu, dolu dolu iki yıl. Her günü seninle geçen, paylaştıklarımız, mutluluğumuz, sıkıntımız, ilklerimiz ile hep birlikte kısacık ama yaşanılanları ile kocaman bir iki yıl.

Tam iki yıl önce, artık 38. haftasında olan bebeğimin doğumu için gün belirlemek üzere Cuma gününe randevulaştık doktorumuzla. Ama salı sabahı 10 sularında sessizce geleceğini bize haber verdi. Bu kadar zaman içimde alışmıştım ona, sabah kıpırtıları ile uyanacağımı düşünürken….. Mutlu, korku ve heyecan ile yine bir doktor kontrolüne gider gibi hastanemize gittik. Doktorum arkadan geldi ve 12.30 sularında Kutluay artık hayatımızdaydı. Babası korkmuş, çekinmiş ilk önce hemşireden Kutluay’ı kucağına almayı.
Sen geldin…hayatımızın gülen yüzü oldun. Öyle anlamlı ama bir o kadar da zor ki ifadesi Anne olmanın. Olmadan anlamıyor insan. Kelimeler kifayetsiz kalıyor duyulan sevginin ifadesinde. Onlar için çarpıyor yüreği, gözünde göreceği bir gülücük için dünyaları almak istiyor insan. Seni o kadar çok seviyorum ki bebeğim, gözünden bir damla yaş aksa içime akıyor, öyle acıtıyor ki…Varlığın bana can verdi, bir canım gitti ama bir canım geldi, senle parçalarımı toparlıyorum.

Sen gözbebeğimizsin, cennet kokulum, iyi ki beni annen seçtin, iyi ki hayatımıza girdin, huzurun, mutluluğun daim olsun, sağlıkla nice yıllar diliyorum.

17 Haziran 2010 Perşembe

Uzun zaman oldu...

Nekadar uzun zaman oldu. Yazacaklar birikti. Ama elini süremedin mi olmuyor işte. Geçen gün arkadaşım Burcu:) gelip kulağımı bükünce, hatta sevgili Esra şifreliye geçip geçmediğimi sorunca artık yazmak farz oldu. Yaz geliyor kafamda yüzbin tilki dolanıyor. İş ile ev arasında mekik dokurken, yaz dönemin için Kutluay’a bakıcı, bana arkadaş olacak yeni şahsiyet için hummalı bir tarama devam ediyor. Şu sıralar gündemimizde bunlar var. Kesinleşmesi temmuz ayınının başını bulacak, yeni bir süreç, alışma umarım iyi olur umuduyla, bekleyip göreceğiz diyoruz.
ooo marttan beri yazmamışım. Buralarda görünmediğimiz zamanlarda ne yaptık; Mart ayında baba Adıyaman’a kaçınca bizde soluğu İstanbul’da aldık. Abla, abi ortamlarında bol kuzenli zamanlar geçirdik. Yolda orda burada neler oldu neler. Taaaa o zamanlara geri dönelim bizim kuş ilk defa otobüs yolculuğu yaptı. Yolda Kutişi oyalamak için bol bol kitap aldım yanıma. Bir ona baktık bir buna, ağaçları saydık, evleri konuştuk. Ha bir de gece ilk defa ay dedeyi tanıdık. Şimdi arada sırada akşamları yukarılara bakıyoruz, görmeye çalışıyoruz. Bir aydide deyişi var sormayın. Videoya almak nasip olmadı.

Ama ilk otobüs seyahatimiz varrrrrrr. Taklit etme şu sıralar (3 ay öncesi ama hala devam ediyor:) hat safhada. Aşağıdaki videoda da bakıcımızın taklidini yapıyor. Neden mi ?çünkü dua okuyor, hemide tecvitli:) dedim ama bir türlü görmenizi istediğim caaaaanım videoyu yüklemeyi beceremedim, dahası önceki eklediklerimde görünmüyor:(Yardımlarınızı rica ediyorum.